• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://tr-tr.facebook.com/people/İbrahim-Tüzer/554644751
  • https://plus.google.com/100152800283839203556/posts
  • https://twitter.com/ibrahimtuzer

Mektupta Birikenlerin Sızım Sızım Sızısı

MEKTUPTA BİRİKENLERİN
SIZIM SIZIM SIZISI

Canım kardeşim,
evvelki gece sesini duymak, seninle konuşmak iyi geldi. İnsana dostuyla yüz yüze konuşup dertleşemese de bazen onun sesini duymak, uzaklarda da olsa sağ salim olduğunu bilmek iyi geliyor.


Nasıl olduğumu soruyordun ya..?
Çok şükür kardeşim, aslında yüce yaratıcının lütfettikleri karşısında sıkıntım, derdim, kederim var desem O'na karşı nankörlük edeceğimi düşünürüm hep.

Ama insansın işte çoğu zaman nasıl bir nimet yumağı içerisinde olduğunu unutup derdin ve tasanın girdabına giriveriyorsun.

Şu günlerde kendimle ilgili bazı endişelerim var. Belki bu endişeler sesime aksetmiş ve kesinlikle 'kalbime aşina bir dil' olarak gördüğüm kardeşime "dert" olmuştur.

Maddî sıkıntılar, gündelik koşuşturmalar, yetişilmesi gereken yerler, sıradanlaşmış alışkanlıklar, mecburi kabuller, herkes birbirinden çok memnunmuş ve herkes mutluymuş şeklinde oynanan 'mışlı' oyunlar, birbirine çekilen peşkeşler vs. vs...

Tüm bunların ötesinde ben, yani kendim. Ve ihtiyacım olan sahicilik... Ya da en sahici olanla aramda açtığım mesafe ve kapamaya çalıştığım boşluklar...

Öyle demiştim yıllar evvel yakınımdaki birine 
'eksi 38 derecede tuttuğum gece karanlığındaki nöbetlerde önceliklerimi belirledim' diye.

Ama sevgili dostum, önceliklerimin de öncesinde işler çıkıveriyor karşıma.

Kendimle ben arasından bir türlü sıyrılıp önceleyemiyorum sahiciliği.

Hep ücralarda kalıyorum şu sıralar. Bir sürü projeler, plânlar, çalışma takvimleri yapıyorum. 'Daha da okumak gerek' diyorum kendi kendime.

Ama kendimde kaldığı için bu kararlar, ben'e ulaşamıyor ve kalakalıyorum öylece.

Geçen gün çalışma odamı düzenlerken 1997 yılında bana hitaben yazdığın bir gazelin eşliğindeki mektubunu tekrar okudum.

Keşke demeden aklıma getiriyorum o vakitleri.

Ama kendimle aramda açılan mesafeler geliyor aklıma ve keşke diyorum dünyaya katışırken bu kadar da ehemmiyet vermeseydim gelip geçici olana.

Sadece gelip ve geçseydi de dünya, yerleşmeseydi bana.

Belki benim limanım çok uzaklarda dostum, ama aramaktaki azmimde çatırtılar hissediyorum son zamanlarda.

Kalben kendime yakın gördüğüm insanlardaki uzaklık daha da hassaslaştırıyor bu hissimi ve aynı ülkede, aynı şehirde, aynı mahallede onlarla bir arada bulunmama rağmen ne kadar da yalnız kaldığımı görüyorum.

Yalnızlık azmimi kırıyor kardeşim. Burkuyor beni.

Aslında en çok da yalnızlıktaki hakikate giden yolu görememek acıtıyor canımı.

Hani diyor ya şair,

'yalnız kalmakla önümde Allah'a giden bir yolun açıldığını fark kettim' diye.

İşte benim hesabım da burada başlıyor. Şair gibi olamadığımı görüyorum ve diyorum ki 'bu kadar mıyım ben? Teknemdeki çamura bu kadar mı can verildi? Neden yürüyemiyorum yolumu? Yolculuğumla kendim arasındaki bağı neden kuramıyorum? Tütmesi gereken ocağın dumanları hiç mi bana işaret çakmayacak? Ben'im hiç mi bırakmayacak yakamı?
Kendi kendimliğimle hiç mi kalamayacağım?

Etrafımdaki iki yüzlülükler çok olumsuz tesir ediyor bana.

‘Onlar gibi olayım sahtekârlığı’nı oynayayım diyorum bu da olmuyor.

Çok yabancı kalıyorum bu oyunda ve sıram geçiyor 'hadi diyorlar senin işin bitti. Oyununu beğenmedik.' Ve yalnızlığıma bakıyorum uzakta.

Sensin diyorum en büyük dayanak noktam ama sana da böyle yaklaşılmaz ki.

En büyük ikiyüzlülük seninki aslında diyorum.

Ve 'Araf'a geçiyorum oradan: Talihsizlerin ve yurtsuzların mekânına.

Aradayım dostum şu sıralar. Araf’ta.
Arada kalmışlığı hissediyorum bir aralık ve bir sızıda...

Herneyse kardeşim, bendeki hal bu minval üzere.

Dosta ihtiyacı olduğunda “keşke ‘O’ burada olsaydı” diye içinden geçiren kardeşin
İbrahim 



Dile Gelen Sosyal Medyam...

Ey güzel yurdum, ey sebebim.

Sağın, solun, önün, arkan hep mi ihanet...?

***

Doç. Dr. İbrahim Tüzer Bir ironi olarak mahalle kahvesi ya da Mehmed Akif'te hayat-ı aile üzerine konuşuyor.


***

En uzun geceye matem düştü  yine...

El Bab'da 14 vatan evladı uçmağa vardı. Ruhları şâd, yurtları cennet olsun. 

***

Bebeğinin görmesine dayanamazken ey çocuk, nasıl dayanıyor sımsıcak yüreğin bu kadar acıya? 

Bu kadar vicdansız insana?#DünyaDuysun

***

Ey çocuk ne olur gizleme gözlerini, bak insanlığın yüzüne. Onurunu, masumiyetini insanlığını #Halep'te yitirenlerin yüzüne.#HalepteKaliamVar

***

savaş da olsa, 

terör de olsa,

ihanet de olsa, 

ölüm de olsa: 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak… 

***

... gün gelir 

gider insan

sen'den değil

ben'den bile …

***

"Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, 

kökten dallara yürüyen sular gibi" dedi şair

ve

yürüdü yine kendine

azarlanan başaklar gibi…

***

İşte tılsım, işte anahtar:

"Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar."

Yahya Kemal Beyatlı

***
Önce sesin kaybolur sonra hayalin, Yıkılır birden masumiyet dipsiz bir kuyuya. Ve söz olur umutlar derin karanlıkta, Tutmazsan düşeceğin.

***
... bir ses tutar bazen sizi, bir ses; sızı gibi, yara gibi, boşluk gibi bir ses...

***
Tüm eylemini iki nedenle yapar insan: Sevgi ve Korku. Sen korkunun değil sevginin eyleyeni ol... Seven ol... Sevgili ol... İnsan kal.

***
ve son. söylesene ince ince kim sızar bana. doğurur beni kim söylesene yeniden.

***
şarkıları sustursam, şiirleri yok saysam, çare yok; yaslansam anılara..

***
Yük olur insanın bazen kendisi bile kendine..

***
Ey dünya! Sımsıcak güneşi, bembeyaz bulutu, yaşanmamış çocukluğu, üzerime salan dünya! Gözyaşının, anlamını yitirdiği kahpe dünya!

***