• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://tr-tr.facebook.com/people/İbrahim-Tüzer/554644751
  • https://plus.google.com/100152800283839203556/posts
  • https://twitter.com/ibrahimtuzer

İYİLİKTEN ÖTE DOSTLUK YA DA “YOLCULUK” KOLAY MI?

İYİLİKTEN ÖTE DOSTLUK 
YA DA 

“YOLCULUK” KOLAY MI?

“İyi”yiz. 

 

Yani iyiyizdir herhâlde...

 

Kalabalıklar arasında kalan bizler nasıl olduğumuzu, özellikle yalnızlığımızı, 

belki de "dost"a olan açlığımızdan dolayı, 

fark edebiliyor muyuz ki?

 

"Dost" tanımının içini dolduran değerler öylesine önemli ve ihtiyaç duyulan değerler ki modern insan, kendine sunulanların değersiz oluşunu bu türden bir “dost”u olmayınca fark edebiliyor ancak. 

 

Fakat böylesi bir dostluğun yokluğunu fark etmek de şu zamanda, yürünmesi gereken yolun sonunda elde edilebilecek bir kazanım gibi sanki. 

Önemli olan ise "yolculuğa" çıkmayı göze alabilmekte... 

 

Fakat "dost" meselesinde özellikle benim için durum biraz daha karmaşık gibi. 

 

Durumum biraz da şairin kaleme aldığı şu mısralardaki yola koyulmaya çalışan insanın durumuna benziyor: 

 

"Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için 

 gidecek yer ne kadar uzak olabilir?" 

 

Belki de henüz kendimin etrafında dönüp durduğum için böylesine bir dostluğun içini doldurabilecek yolculuklara koyulamıyorum. 

 

Kendimi aşıp, kendimden uzakta olana yönelemiyorum. 

 

Kendimden uzakta belki de en çok sevdiklerim var. 

Ya da en çok sevdiğime ve de değer verdiğime inandıklarım... 

 

Ama çoğu zaman, belki de hakikî anlamda dost olamadığım için, dostluğu hayatımın hiç bir döneminde bu anlamıyla yaşayamadığım için, kendimin en yakınında olanlara bile yabancı gibi davranıyorum. 

 

En yakınındakine bile yabancı olmak. 

 

Bu belki fizikî olarak yaşanan bir durumdan çok ruhen yaşanan bir durum. 

 

Ama ister istemez ruhumuzda yaşattıklarımız sonuçta bizlerin ya dilinden ya elinden ya da gözünden sudur olmuyor mu? 

 

Hiç değilse zihnimiz o yabancılaşmayı en olmadık bir anda yaşamamız için bizleri mecbur bırakmıyor mu? 

 

Peki ya hakikî dost olsaydım! 

 

Çıkabilir miydim kendi çemberimin ötesine? 

 

Uzaklara yolculuk başlayabilir miydi benim için? 

 

Bu dost olanın anlayabileceği bir durum sanki. 

 

Ben dost olamadım ki…



Dile Gelen Sosyal Medyam...

Ey güzel yurdum, ey sebebim.

Sağın, solun, önün, arkan hep mi ihanet...?

***

Doç. Dr. İbrahim Tüzer Bir ironi olarak mahalle kahvesi ya da Mehmed Akif'te hayat-ı aile üzerine konuşuyor.


***

En uzun geceye matem düştü  yine...

El Bab'da 14 vatan evladı uçmağa vardı. Ruhları şâd, yurtları cennet olsun. 

***

Bebeğinin görmesine dayanamazken ey çocuk, nasıl dayanıyor sımsıcak yüreğin bu kadar acıya? 

Bu kadar vicdansız insana?#DünyaDuysun

***

Ey çocuk ne olur gizleme gözlerini, bak insanlığın yüzüne. Onurunu, masumiyetini insanlığını #Halep'te yitirenlerin yüzüne.#HalepteKaliamVar

***

savaş da olsa, 

terör de olsa,

ihanet de olsa, 

ölüm de olsa: 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak… 

***

... gün gelir 

gider insan

sen'den değil

ben'den bile …

***

"Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, 

kökten dallara yürüyen sular gibi" dedi şair

ve

yürüdü yine kendine

azarlanan başaklar gibi…

***

İşte tılsım, işte anahtar:

"Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar."

Yahya Kemal Beyatlı

***
Önce sesin kaybolur sonra hayalin, Yıkılır birden masumiyet dipsiz bir kuyuya. Ve söz olur umutlar derin karanlıkta, Tutmazsan düşeceğin.

***
... bir ses tutar bazen sizi, bir ses; sızı gibi, yara gibi, boşluk gibi bir ses...

***
Tüm eylemini iki nedenle yapar insan: Sevgi ve Korku. Sen korkunun değil sevginin eyleyeni ol... Seven ol... Sevgili ol... İnsan kal.

***
ve son. söylesene ince ince kim sızar bana. doğurur beni kim söylesene yeniden.

***
şarkıları sustursam, şiirleri yok saysam, çare yok; yaslansam anılara..

***
Yük olur insanın bazen kendisi bile kendine..

***
Ey dünya! Sımsıcak güneşi, bembeyaz bulutu, yaşanmamış çocukluğu, üzerime salan dünya! Gözyaşının, anlamını yitirdiği kahpe dünya!

***