• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://tr-tr.facebook.com/people/İbrahim-Tüzer/554644751
  • https://plus.google.com/100152800283839203556/posts
  • https://twitter.com/ibrahimtuzer

Selim İleri'ye Mektup

ADRESİNİ BULAMAYAN MEKTUP

Sayın Selim İleri merhaba,

21.09.2008 tarihli Zaman'daki köşenizde yer alan "Ali Mümtaz Arolat" başlıklı yazınızdan dolayı sizi tebrik eder, unutulmaya yüz tutmuş, fakat kültürel belleklerimizdeki yerleri hiç bir zaman silinmeyecek olan sanatkârları gündeme getirdiğiniz için teşekkür ederim.

Efendim çok haklısınız iyi ki Doğan Hızlan ve sizin gibi yazarlar bu şairlerimiz hakkında kalem oynatıyorlar, yoksa bu sanatkârlar "büsbütün öksüz kalacak(lar)." Zira ömürlerini bir şiir gibi yaşamış olan Ali Mümtaz Arolat, Emin Bülend Serdaroğlu gibi şairler hakkında üniversitelerimizin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde yapılan akademik çalışmalardan kimselerin haberi olmuyor. Bu tür çalışmaları yapan akademisyenler isteseler de seslerini duyuramıyorlar.

Sizin yazınız bana 2000 yılında başlayıp 2002\'de biten "Ali Mümtaz Arolat Hayatı, Şairliği ve Şiirlerindeki Temalar Üzerine Bir İnceleme" başlıklı Yüksek Lisans çalışmam çevresinde yaşadıklarımı hatırlattı.

Çalışmaya başlayıp şairin Osmanlıca ve Türkçe yazılmış tüm şiirlerini bir araya getirdikten sonra (sadece "Bir Gemi Yelken Açtı" ve "Hayal İkliminden Dönen Diyor Ki" adlı şiir kitaplarında yer alan şiirler değil, dönemin "Şair", "Nedim", "Dergâh", "Millî Mecmua", "Yeni Mecmua", "Yarın" ve "Varlık” gibi dergilerde neşrolunmuş fakat kitaplarına girmemiş şiirleriyle; o dönemde hayatta olan oğlu Ahmet Talat Arolat'tan alınan ve hiç bir yerde yayımlanmamış 18 şiir ile birlikte "Bütün Şiirler"i) tematik bir sınıflama yapmış ve Arolat’ın şiirlerini "Sosyal ve Ferdî Temalar" altında farklı alt tema başlıklarıyla incelemeye çalışmıştım.

İncelememin özellikle "Hayatı" kısmında eksik ve yanlış herhangi bir bilgi olmaması için Arolat'ın sınırlı sayıdaki Edebiyat Tarihleri'nde yer alan hayatıyla ilgili bilgilerle yetinmeyip, İstanbul’da yaşayan oğulları ve yakınlarıyla görüşmek istemiştim. Bu isteğimi geri çevirmeyen rahmetli Ahmet Talat Arolat, Sayın Mehmet Neşet Arolat ve Sayın Osman Saffet Arolat ile mülâkatlar gerçekleştirmiş; yine çok yakın akrabalarından şairin geçmişiyle ilgili bilgileri derleyerek çalışmamda kullanmıştım.

Böylelikle ortaya en azından derli toplu bir Ali Mümtaz Arolat Biyografisi çıkmıştı.

Yüksek Lisans tezim bittikten sonra bu çalışmanın kitaplaşmasını arzu etmiş ve bu konuda yardımcı olabileceklerini düşünerek Arolat'ın her üç oğluna ve Doğan Hızlan'a tezimin birer nüshasını göndermiştim.

Özellikle Sayın Osman Saffet Arolat'ın yayın dünyası içerisinde bulunuyor olmasından dolayı bu hususta yapabileceği bir şeylerin olacağına inanıyordum.

Ama maalesef hiç kimseden bir cevap niteliğinde teşekkür dahi almadım.

Ve yılar sonra Ali Mümtaz Arolat'ın her iki şiir kitabı ve "Bütün Şiirler"i yayımlandı. Bu hususta yapılmış olan hiç bir akademik çalışmadan ya da bu çalışmaların sahiplerinden söz edilmeden.

Benim o dönem Milli Kütüphane'nin tozlu depolarından çıkarttığım Osmanlıca mecmualarda kalmış olan Arolat'ın şiirlerinin birçoğundan oğullarının dahi haberi yoktu.

Tabi burada iyi niyeti hep akılda tutuyor ve bizim çalışmamızda tamamı Türkiye Türkçesi'ne aktarılmış olarak yer verilen Osmanlıca şiirlerin, kitapların yayım

işlerini üstlenen kişilerce de yapılmış olduğunu düşünüyorum!!

Diğer taraftan uzun mesailerin sonunda ciddi emekler verilerek ortaya çıkarılan işleri, birilerinin sonradan kendi emek mahsulleriymiş gibi sahiplenerek ortaya çıkarmış olabileceklerini akla getirmiyorum!!

Sizin de yazınızda belirttiğiniz gibi Sayın Osman Saffet Arolat'ın ve Doğan Hızlan'ın gayretleri olmasa Ali Mümtaz Arolat "büsbütün öksüz kalacaktı"!

Ama az çok Türkçeye gönül vermiş olan, bu dille yazan, bu dilin kodlarıyla zihinsel gelişimini tamamlamaya çalışan ve bu dili kullanarak üzerinde yaşadığı toprakların sesi soluğu olmaya çalışan Ali Mümtaz Arolat gibi şairler; sesleri çıkmasa da, yaptıkları çalışmalar gündem teşkil etmese de Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde tartışılmaya, haklarında gerekli olan akademik hassasiyet gösterilerek araştırmalar yapılmaya devam edilecektir.

Yeter ki bu akademisyenler iyi niyetlerinde şüpheye düşmesinler.

Çok selam eder işlerinizde kolaylıklar dilerim.
İbrahim TÜZER 



Dile Gelen Sosyal Medyam...

Ey güzel yurdum, ey sebebim.

Sağın, solun, önün, arkan hep mi ihanet...?

***

Doç. Dr. İbrahim Tüzer Bir ironi olarak mahalle kahvesi ya da Mehmed Akif'te hayat-ı aile üzerine konuşuyor.


***

En uzun geceye matem düştü  yine...

El Bab'da 14 vatan evladı uçmağa vardı. Ruhları şâd, yurtları cennet olsun. 

***

Bebeğinin görmesine dayanamazken ey çocuk, nasıl dayanıyor sımsıcak yüreğin bu kadar acıya? 

Bu kadar vicdansız insana?#DünyaDuysun

***

Ey çocuk ne olur gizleme gözlerini, bak insanlığın yüzüne. Onurunu, masumiyetini insanlığını #Halep'te yitirenlerin yüzüne.#HalepteKaliamVar

***

savaş da olsa, 

terör de olsa,

ihanet de olsa, 

ölüm de olsa: 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak… 

***

... gün gelir 

gider insan

sen'den değil

ben'den bile …

***

"Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, 

kökten dallara yürüyen sular gibi" dedi şair

ve

yürüdü yine kendine

azarlanan başaklar gibi…

***

İşte tılsım, işte anahtar:

"Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar."

Yahya Kemal Beyatlı

***
Önce sesin kaybolur sonra hayalin, Yıkılır birden masumiyet dipsiz bir kuyuya. Ve söz olur umutlar derin karanlıkta, Tutmazsan düşeceğin.

***
... bir ses tutar bazen sizi, bir ses; sızı gibi, yara gibi, boşluk gibi bir ses...

***
Tüm eylemini iki nedenle yapar insan: Sevgi ve Korku. Sen korkunun değil sevginin eyleyeni ol... Seven ol... Sevgili ol... İnsan kal.

***
ve son. söylesene ince ince kim sızar bana. doğurur beni kim söylesene yeniden.

***
şarkıları sustursam, şiirleri yok saysam, çare yok; yaslansam anılara..

***
Yük olur insanın bazen kendisi bile kendine..

***
Ey dünya! Sımsıcak güneşi, bembeyaz bulutu, yaşanmamış çocukluğu, üzerime salan dünya! Gözyaşının, anlamını yitirdiği kahpe dünya!

***