• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://tr-tr.facebook.com/people/İbrahim-Tüzer/554644751
  • https://twitter.com/ibrahimtuzer
MEKTUP VE SAHİCİLİK: BENİM MEKTUBUM

İbrahim Tüzer

  Sen olmadıktan sonra sana yazılan mektup ne işe yarar?”

Oğuz Atay / Babama Mektup

Yıllar evvel, yurt dışında öğretmenlik yapan dayımdan gelecek mektubu özlemle bekler, "hasret" elime ulaştığında yatılı okulun çıplak koridorlarında kapıların arkasına değil, mektubun sımsıcak sayfalarına sığınarak okurdum. Dayım her seferinde 'sen de yaz' derdi. Ben cevap yazacak cesareti bulabilmek için mektubu defalarca okur, yazar, fakat gönderemezdim. Kısa süre sonra yazmamın da anlamı kalmadı. 33 yaşında olan dayımın mektubuyla birlikte sesi de kesildi. Bu sefer ben, yurt dışından sımsıcak sayfalar yerine gelen dayımın cansız bedenine sarılmak istedim. Henüz 12 yaşında mektupla çok içerden ve samimi başlayan ilişkimiz böylelikle sona ermiş oldu. Ta ki oğlum İsmail Demircan dünyaya gelip de 4 yaşında bana bir mektup yazana kadar.

Elbette harflerden kelimelere çoğalan bir metin değildi oğlumunki. Öğretmeninin kaleminden oğlumun dilinden çıkan bir "sevgi" tanımıydı. Oğlumun mektubunda beni "sevgi" sözcüğüyle karşılaması mektupla arama giren tüm yaşanmışlıkları aldı götürdü. Ve ben yıllar sonra ilk defa bu sefer gönderebildiğim mektubu oğluma yazdım. Şimdi bilgisayarımın "mektup" dosyasına bakıyorum da adresini bulan bir hayli mektubum olmuş. Uzaktaki dostuma, tanınmış yazarlara, tanımadığım fakat mektuplarında yıllardır bir aradaymışız hissini uyandıran insanlara, hocalarıma, öğrencilerime yazılmış ve cevaplandırılmış mektuplar…

Klavyeyle soğuk cama yazdığım satırlar, hiçbir zaman 12 yaşımda kalemle sımsıcak kâğıda yazdığım fakat gönderemediğim mektuplar kadar sahici olmadı. Zaman her şeyi olduğu gibi kalemle kâğıdı da klavyeyle ekrana dönüştürdü. Ama modern zamanların da dönüştüremeyeceği, içini boşaltamayacağı şeyler olmalı. İlk gönderilen mektuptaki içtenlik, heyecan, tutku, merak, umut, beklenti gibi daha nice insanîliğimize, beşerî taraflarımıza ve varlığımıza temas eden şeyler…

Şimdilerde postacı kapımı sadece fatura ve kargo bırakmak için çalıyor. Ama ben bir dostumdan, yakınımdan, arkadaşımdan, öğrencimden gelecek bir iletiyi, postacıyı gözler gibi bekliyorum. Yazdığım cevap iletilerinde kalemle kâğıdı buluşturup bir mektubu nasıl yazacaksam öyle yazmaya çalışıyorum. Diğer taraftan "sanal" dünyanın değil, dil ve söz cevherine karşı "gerçek" dünyada ortaya konan kayıtsızlığın mektuplarımız ya da iletilerimiz ile birlikte düşünce dünyamızı da bozacağından, sahiciliğini çalacağından korkuyorum.

Düşünceme ev sahipliği yapan ve ben'imi dünya içerisinde var kılan dil'in başkalaşmasına imkân vermeden, mektupların elektronik ortama taşınma sürecinde 12 yaşındaki çocuğun heyecanını arıyorum. Bulabilir miyim? Bilemiyorum ama bilebildiğim şu hakikat beni diri tutmaya yetiyor: "Aramakla bulunmaz fakat bulanlar arayanlardır…"

Bu yazı Ayraç dergisinin (S.27, Ocak 2012, s.33) "Mektup" konulu soruşturması dolayısıyla kaleme alınmıştır.  

 

  
3679 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Dile Gelen Sosyal Medyam...

Ey güzel yurdum, ey sebebim.

Sağın, solun, önün, arkan hep mi ihanet...?

***

Doç. Dr. İbrahim Tüzer Bir ironi olarak mahalle kahvesi ya da Mehmed Akif'te hayat-ı aile üzerine konuşuyor.


***

En uzun geceye matem düştü  yine...

El Bab'da 14 vatan evladı uçmağa vardı. Ruhları şâd, yurtları cennet olsun. 

***

Bebeğinin görmesine dayanamazken ey çocuk, nasıl dayanıyor sımsıcak yüreğin bu kadar acıya? 

Bu kadar vicdansız insana?#DünyaDuysun

***

Ey çocuk ne olur gizleme gözlerini, bak insanlığın yüzüne. Onurunu, masumiyetini insanlığını #Halep'te yitirenlerin yüzüne.#HalepteKaliamVar

***

savaş da olsa, 

terör de olsa,

ihanet de olsa, 

ölüm de olsa: 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak… 

***

... gün gelir 

gider insan

sen'den değil

ben'den bile …

***

"Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, 

kökten dallara yürüyen sular gibi" dedi şair

ve

yürüdü yine kendine

azarlanan başaklar gibi…

***

İşte tılsım, işte anahtar:

"Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar."

Yahya Kemal Beyatlı

***
Önce sesin kaybolur sonra hayalin, Yıkılır birden masumiyet dipsiz bir kuyuya. Ve söz olur umutlar derin karanlıkta, Tutmazsan düşeceğin.

***
... bir ses tutar bazen sizi, bir ses; sızı gibi, yara gibi, boşluk gibi bir ses...

***
Tüm eylemini iki nedenle yapar insan: Sevgi ve Korku. Sen korkunun değil sevginin eyleyeni ol... Seven ol... Sevgili ol... İnsan kal.

***
ve son. söylesene ince ince kim sızar bana. doğurur beni kim söylesene yeniden.

***
şarkıları sustursam, şiirleri yok saysam, çare yok; yaslansam anılara..

***
Yük olur insanın bazen kendisi bile kendine..

***
Ey dünya! Sımsıcak güneşi, bembeyaz bulutu, yaşanmamış çocukluğu, üzerime salan dünya! Gözyaşının, anlamını yitirdiği kahpe dünya!

***