• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://tr-tr.facebook.com/people/İbrahim-Tüzer/554644751
  • https://twitter.com/ibrahimtuzer
Cahit Külebi'nin Anıt Mezarı Belleklerimize mi Yapılmalı Memleketimize mi...?

Kırıkkale Üniversitesi Modern Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi hemşerimiz Yrd. Doç.Dr. İbrahim TÜZER'in KÜLEBİ konusu ile ilgili sitemize gönderdiği makalesi.

Uzun süredir Zileli şair merhum Cahit Külebi'nin naşının Ankara'dan Niksar'a taşınmasıyla ilgili çıkan haberler çevresinde ortaya konan tartışmaları ilgiyle takip ediyorum.

 Benim de doğup büyüdüğüm, havasından ve suyundan istifade ettiğim, her ayrılışımda gönlümün de diğer yarısını bıraktığım memleketimden Cahit Külebi, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Âşık Sadık Doğanay ve daha bir çok sanatkârın yetişmiş olması, toprağımla aramda kurmuş olduğum aidiyeti bir kat daha arttırıyor.

 Bu "bir toprağa ait olma duygusu", "memleketim" diyebildiğim Zile'nin tarihiyle, kültürüyle, geleneği ve birikimleriyle birleşince, gurbetin her anlamıyla hissedildiği büyük kentlerde yitip gitmeme engel oluyor ve kendimin uzağına her düşüşümde toprağa bağlanmış olan taraflarım beni sımsıkı sarıp sarmalayıp tekrar "diri" kılıyor.

İnsanın, içersinde doğup büyüdüğü topraklara ve topluma yararlı işler yapabilme azmi ve gayreti de ancak yukarıda sözünü ettiğim "diri olma hali" ile mümkün görünüyor. Nitekim "diri olma" aynı zamanda her birilerimizin bir kereliğine yaşadığı bu hayatın bir tekrarının ve telafisinin olamayacağı anlamına da geliyor. Dolayısıyla insanın elinden, gönlünden ve aklından kopup gelebilecek iyi işlerin hepsini, ölüm gelip onu bulmadan, yapması gerekiyor.

 "Bir dikili ağacım bile yok yeryüzünde / Ama bir memleketin var sevilecek" diyen ve bu gün naaşının nereye taşınacağı tartışılan Cahit Külebi, bütün hızıyla akıp giden hayat içerisinde "diri olma hali"ni elden kaçırmamak adına mensup olduğu topraklara bağlılığını şiirleriyle ortaya koyuyor!!!

Dikkat edilirse Cahit Külebi'nin bu gayretinin henüz bitmediğini ifade için "ortaya koyuyor!!" dedim. Çünkü sanatkârlar ortaya koydukları eserleriyle yaşamaya öldükten sonra da devam ediyor...

Evet, sanatkarların ölümlü tarafları bedenleridir. Ölüm onların sadece tenlerini toprak altına kor. Eserleri, fikirleri, duyguları ise ölümsüzdür. Çağlar öncesinden çağın ötesine rahatlıkla seslerini duyurup muhataplarının kalplerine huzur salabilirler. Merhum şairin yukarıya alıntıladığım iki dizesi bile sadece Zilelinin, Niksarlının, Tokatlının ya da bir Sivaslının değil Ardahan'dan Edirne'ye yüreklerindeki güzellikleri söndürmemiş olan tüm insanların gönül tellerini titretmeye; dünyada bulunuşumuza yönelik derinlikli anlam alanları oluşturmamıza yetmektedir.

Cahit Külebi, işaret etmeye çalıştığım insanî tavrı tek bir dizesiyle yapabiliyorken ölümü üzerinden yıllar geçtikten sonra naaşının nereye taşınacağıyla ilgili tartışılıyor olması beni düşündürdü.

Elbette bir Zileli olarak sadece Cahit Külebi'nin değil Karacaahmet Mezarlığı'nda medfun bulunan Mustafa Necati Sepetçioğlu'nun da memleketimin kabristanlarındaki uzun serviler altında yatmasını isterim. Fakat şiirleriyle, romanlarıyla, fikirleriyle bu toprakların kültürel kodlarını çözen ve nesillerin şuur altında "memleket/vatan" kavramına hayat verecek olan bu değerlerimizin eserleriyle daha çok tanıtılmasını, şiirlerinin, romanlarının layıkıyla yeni nesle aktarılmasını ve gündem oluşturmasını daha çok dilerim. Merhum Cahit Külebi'nin naaşının Niksar'da ya da Zile'de yapılacak bir anıt mezara taşınma isteği elbette ki çok yüksek bir vefa örneğidir. Fakat şahsi kanaatim, büyük şairimizin 1997 yılından bu yana medfun bulunduğu Ankara'daki kabrinde kalması; ölümlü yanlarımızı değil ruhlarımızı aydınlatacak eserleriyle memleket toprağında filizlenip Zilelinin, Niksarlının belleklerinde/benliklerinde anıtlaşmasıdır.

"Tokat'a Giderken" adlı şiirinde "Alın beni, bırakın o vadiye / Belki yüzyıllarca yaşarım" diyerek sesini yükselten Külebi, Zile'de adına düzenlenecek her sempozyumda, anma toplantısında yaşamaya devam edecek ve öyle inanıyorum ki kalplerde ve zihinlerde anıt mezarlardan daha çok yer edecektir.

Selam ve saygılarımla.   

 
  
3031 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Dile Gelen Sosyal Medyam...

Ey güzel yurdum, ey sebebim.

Sağın, solun, önün, arkan hep mi ihanet...?

***

Doç. Dr. İbrahim Tüzer Bir ironi olarak mahalle kahvesi ya da Mehmed Akif'te hayat-ı aile üzerine konuşuyor.


***

En uzun geceye matem düştü  yine...

El Bab'da 14 vatan evladı uçmağa vardı. Ruhları şâd, yurtları cennet olsun. 

***

Bebeğinin görmesine dayanamazken ey çocuk, nasıl dayanıyor sımsıcak yüreğin bu kadar acıya? 

Bu kadar vicdansız insana?#DünyaDuysun

***

Ey çocuk ne olur gizleme gözlerini, bak insanlığın yüzüne. Onurunu, masumiyetini insanlığını #Halep'te yitirenlerin yüzüne.#HalepteKaliamVar

***

savaş da olsa, 

terör de olsa,

ihanet de olsa, 

ölüm de olsa: 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak… 

***

... gün gelir 

gider insan

sen'den değil

ben'den bile …

***

"Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, 

kökten dallara yürüyen sular gibi" dedi şair

ve

yürüdü yine kendine

azarlanan başaklar gibi…

***

İşte tılsım, işte anahtar:

"Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar."

Yahya Kemal Beyatlı

***
Önce sesin kaybolur sonra hayalin, Yıkılır birden masumiyet dipsiz bir kuyuya. Ve söz olur umutlar derin karanlıkta, Tutmazsan düşeceğin.

***
... bir ses tutar bazen sizi, bir ses; sızı gibi, yara gibi, boşluk gibi bir ses...

***
Tüm eylemini iki nedenle yapar insan: Sevgi ve Korku. Sen korkunun değil sevginin eyleyeni ol... Seven ol... Sevgili ol... İnsan kal.

***
ve son. söylesene ince ince kim sızar bana. doğurur beni kim söylesene yeniden.

***
şarkıları sustursam, şiirleri yok saysam, çare yok; yaslansam anılara..

***
Yük olur insanın bazen kendisi bile kendine..

***
Ey dünya! Sımsıcak güneşi, bembeyaz bulutu, yaşanmamış çocukluğu, üzerime salan dünya! Gözyaşının, anlamını yitirdiği kahpe dünya!

***