• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://tr-tr.facebook.com/people/İbrahim-Tüzer/554644751
  • https://twitter.com/ibrahimtuzer
YILDIZIN İSTANBUL’UN ÜZERİNDE PARLADIĞI AN: STEFAN ZWEİG’IN KALEMİNDEN “BİZANS’IN FETHİ” VE TARİHÎ GERÇEKLİĞİN ANLATIDAKİ GÖRÜNÜŞÜ

Anlatımdaki canlılık ya da yıldızın söndürüldüğü an:
“Açık unutulan Kerkaporta Kapısı”

“…İstanbul’un fethi gibi sadece tarihin değil insanlığın da seyrini etkileyen bir olayı edebî metnin kurmaca alanında yeniden üreten Stefan Zweig, eserinin önsözünde “tarihsel olayları anlatırken, gerçekleri hiçbir biçimde değiştirmedim” (Zweig 1995: 10) demektedir. Fakat yazarın metninde kurguya dönüşen tarihsel gerçeklikle, Bizans ve Türk kaynaklarında İstanbul’un fethine ilişkin yer alan bilgilerde farklılıklar vardır. Yazarın anlatımını orijinal ve canlı tutmak adına tarihî bir vakanın özüne ilişkin yapısını değiştirmeden şahsi ve yaratıcı olabileceğini yukarıda ifade etmiştik. Zweig’ın “Bizans’ın Fethi”ni orijinal ve akıcı anlatımından sonra en nihayetinde surların içerisinde açık unutulan “Kerkaporta Kapısı”na bağlaması tarihî gerçeklikle örtüşmemektedir:


İstanbul’un fethinin, Zweig’in yukarıya alıntıladığımız anlatımında olduğu gibi, surlar arasında açık unutulan bir kapıdan içeri giren Türk askerlerince gerçekleştiği kimi Avrupalı tarihçiler tarafından dile getirilmektedir. Bu tarihçilerden en bilineni Zweig ile de aynı zaman diliminde yaşamış olan Alman Franz Babinger’dir. (1891-1967) Babinger, “Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı” adlı eserinde açık unutulduğu ileri sürülen kapıyla ilgili şunları kaydetmektedir: “Kerkoporta Hisar Kapısı, düşmanın şehre ilk oradan gireceğine dair bir kehanet yüzünden o zamana kadar iyi korunmuştu. Ama önceki gün bir çıkış hareketi sırasında açılmış, sonra da açık unutulmuştu. Buradan geçen elli Türk, savunanlara arkadan saldırıp, sura sancaklarını dikti” (Babinger 2002: 95).
Babinger ve Hammer gibi Batılı tarihçilerin Kerkaporta kapısı ile ilgi iddialarını dayandırdığı en önemli kaynak ise XV. asırda yaşamış olan meşhur Bizans tarihçisi Dukas’tır. (1400-1470) Muhasara sırasında İstanbul’da bulunmayan ve şehrin Türklerin eline geçmesinden sonra “ey şehir, şehir, Hıristiyanların iftihar sebebi ve barbarların hezimeti!” (Dukas 1956: 189) diyerek ağıt yakan Dukas, “Bizans Tarihi” adlı eserinde, “bütün müdafiler, imparatorları ile beraber, düşmanlara karşı geliyorlardı; maksatları Türklerin yıkılan kalelerden şehre girmelerine mani olmaktı. Cenab-ı Hak bunların başka yoldan şehre girmelerini istedi. Türkler evvelce bahsettiğimiz (sonradan açtırılan küçük) kapının açık olduğunu görünce, padişahın o maruf kullarından elli kadarı, ateş püskürerek, içeriye atladılar ve kalelerin üstüne çıktılar” (Dukas 1956: 175 ) diyerek, zaman içerisinde “İstanbul’un kaybı ile farklı rivayetler etrafında bir mitos oluşmasına” (Emecan 2002: 319) meydan vermiştir.


Nitekim muhasara sırasında İstanbul’da bulunan ve fethe tanıklık eden diğer Batılı tarihçiler fethin sonunu Dukas’tan faklı kaydetmişlerdir. Bunlardan, aynı zamanda Konstantinos’un yakın akrabası ve başmabeyincisi olan Yeorgios Francis, Türklerin şehre “Agios Romanos Kapısı / Topkapı” tarafından girdiklerini belirtmektedir (Francis 1992: 95-97). Yine fethe tanıklık eden bir diğer tarihçi Venedikli Nicolo Barbaro ise “Konstantiniye Muhasarası Ruznamesi” adlı eserinde, Türklerin “San Romano Kapısı”ndan İstanbul’a girdiklerini yazmakta (Barbaro 1976: 68-69); surların içerisinde açık unutulmuş olan herhangi bir kapıdan bahsetmemektedir.


Bizanslı tarihçilerin yanı sıra fethe tanıklık eden Türk tarihçilerinin eserlerinde de Kerkaporta Kapısı, ya da kimi Türkçe metinlerde geçen şekliyle “Canbazhâne Kapusu”ndan söz edilmemektedir. Bu tarihçilerden en bilineni Tursun Bey’in “Târîh-i Ebu’l-Feth”inde (Tursun Bey 1977: 46-65) ve İstanbul’un fethine Akşemseddin gibi önemli insanlarla katılan Âşık Paşazâde’nin “Tevârîh-i Âl-i Osmân” adlı eserinde (Âşık Paşazâde 2007: 186-187) iddia edilen meseleden hiç bahsedilmemektedir…”

Dünya Edebiyatında İstanbul Kitabı, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, s.377-383, 2010.

...

  
5168 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Dile Gelen Sosyal Medyam...

Ey güzel yurdum, ey sebebim.

Sağın, solun, önün, arkan hep mi ihanet...?

***

Doç. Dr. İbrahim Tüzer Bir ironi olarak mahalle kahvesi ya da Mehmed Akif'te hayat-ı aile üzerine konuşuyor.


***

En uzun geceye matem düştü  yine...

El Bab'da 14 vatan evladı uçmağa vardı. Ruhları şâd, yurtları cennet olsun. 

***

Bebeğinin görmesine dayanamazken ey çocuk, nasıl dayanıyor sımsıcak yüreğin bu kadar acıya? 

Bu kadar vicdansız insana?#DünyaDuysun

***

Ey çocuk ne olur gizleme gözlerini, bak insanlığın yüzüne. Onurunu, masumiyetini insanlığını #Halep'te yitirenlerin yüzüne.#HalepteKaliamVar

***

savaş da olsa, 

terör de olsa,

ihanet de olsa, 

ölüm de olsa: 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak… 

***

... gün gelir 

gider insan

sen'den değil

ben'den bile …

***

"Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, 

kökten dallara yürüyen sular gibi" dedi şair

ve

yürüdü yine kendine

azarlanan başaklar gibi…

***

İşte tılsım, işte anahtar:

"Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar."

Yahya Kemal Beyatlı

***
Önce sesin kaybolur sonra hayalin, Yıkılır birden masumiyet dipsiz bir kuyuya. Ve söz olur umutlar derin karanlıkta, Tutmazsan düşeceğin.

***
... bir ses tutar bazen sizi, bir ses; sızı gibi, yara gibi, boşluk gibi bir ses...

***
Tüm eylemini iki nedenle yapar insan: Sevgi ve Korku. Sen korkunun değil sevginin eyleyeni ol... Seven ol... Sevgili ol... İnsan kal.

***
ve son. söylesene ince ince kim sızar bana. doğurur beni kim söylesene yeniden.

***
şarkıları sustursam, şiirleri yok saysam, çare yok; yaslansam anılara..

***
Yük olur insanın bazen kendisi bile kendine..

***
Ey dünya! Sımsıcak güneşi, bembeyaz bulutu, yaşanmamış çocukluğu, üzerime salan dünya! Gözyaşının, anlamını yitirdiği kahpe dünya!

***