ANASAYFA İBRAHİM TÜZER KİM? YAZI ATÖLYESİ AKADEMİK KATKI FOTOĞRAFLAR BİR İZ BIRAK ! İRTİBAT
Üye Girişi
AKADEMİK YAYINLAR
 
 KİTAPLAR / BÖLÜMLER
 MAKALELER
 SEMPOZYUM / KONGRE
 PANEL / KONFERANS
 SEMİNERLER
 SÖYLEŞİLER
 ŞAİRLERLE BAŞ BAŞA
 ATIFLAR
 --- KİŞİSEL GÜNLÜK ---
 ŞİİR
 DENE/ME
 MEKTUP
 BEYAZ PERDE
 FOTOĞRAFLIYORUM
 MÜZİK
 ALINTI
BAĞLANTILARIM
 
 edeb yâ hû
 www.sanatalemi.net
 www.kitapyurdu.com
 www.akademisyenler.org
 www.yeniturkedebiyati.com
Site Haritası

 
 

 
 

Edebî Bir Metin Olarak "Dalaksız Nikola"nın Gerçekliği

 (...) Dalaksız Nikola ve onunla aynı hikâyede yer alan bu türden insanların kurgudan yansıyan gerçeklikleri, aslında tüm insanlığa yönelen bir tür öz’e/insanîliğe dönüş çağrısı olarak da okunabilmektedir. Nitekim zaman değişmiş asır başkalaşmış olsa da bu çağrı, asırlar evvel Mevlana’nın “Ger berîz-i bahr râ der kûzeî / Çend günced kısmet-i yek rûzeî” - Denizi bir kâseye dökecek olsan, ne kadar sığar? -Kâse kadar…- Onun için kişinin dünya malı doldurması ancak bir günlük rızkı kadardır” şeklinde dile getirdiği hakikatle ışımaya devam etmektedir. 

Şimdi son soruyu sorma vaktidir. Dalaksızlardan arınmış bir dünya gerçekten mümkün müdür? Bilemiyoruz. Ama bilebildiğimiz bir gerçek var. Bencilik her geçen gün artıyor ve dalaksızlar artık eskisinden daha çok maske değiştiriyor. Yeni yollarla, farklı usullerle kanlarında dolaşıp duran mikropları bir şekilde temizleyip taze, fakat ruhtan yoksun bir bedene ve görünüme kavuşabiliyorlar.

Ama ruh ne yazık ki temiz kanla beslenmiyor. Ve ruhun içerisinde hapsolduğu beden ne kadar da delişmen gözükse, insanın sahiciliği aşina bir dil’e her zaman göz kırpıyor. “Vesselam…”

Yazının devamını okumak için tıklayınız...

 


“Korkuyu Beklerken” Çıkılan Yolculuk: Eve/Kendine Dönüş

 İnsanlar yaşamış oldukları hayatın sıradanlıklarını ve bunun karşısında mecbur bırakılmışlığını birden bire fark edemezler. Jung’un “yeniden doğuş” olarak tarif ettiği bu duruma kişi, hayatında yaşayacağı köklü bir sarsıntı/değişim ile ulaşır. Bu sarsıntı/değişim, kimi zaman, hayatın anlamsızlığı, kimi zaman ölüm korkusu kimi zaman da “korku” ve “umutsuzlukla” beraber gelmektedir.
Oğuz ATAY’ın “Korkuyu Beklerken” isimli kitabına adı veren hikâyede, yukarıda kısaca ifade edilmeye çalışılan “sarsıntı/değişim” söz konusudur. Kahramanımız “ölüm”den duymuş olduğu “korku” sayesinde kendi “ev”ini/evrenini keşfeder ve Ortega Gasset’in ifadesiyle ruhunun dış alanlarından merkeze doğru bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk sırasında farkına varılan ilk şey yaşanılan “ev”dir. Fakat bir müddet sonra kahraman bu evdeki “çatlağı” fark eder ve bu sefer de “ev”inin/“evren”in yıkılmasından, “cam testisinin çatlamasından” korkmaya başlar. Kahramanımız Kierkegaard’ın belirttiği gibi, “hiçbir şey korkusu”nu “bir şeyden duyulan korku” haline dönüştürmeye çalışır.

Yazının devamını okumak için tıklayınız...

 


Roman Sanatı Üzerine Düşünen Bir Yazar: Halit Ziya Uşaklıgil ve Poetik Bir Metin Olarak “Hikâye” 

 

 “Geliyorum, anne!...dedi.
Ve hayatta bir ümidi kalmamış bu çocuk, yavaş yavaş, bu siyah geceden,
şu kendisini çekip almak isteyen yokluktan ayrılarak,
varlığını daha kuvvetle çeken bu sese uyarak,
annesini takip etti….”

Mai ve Siyah

Servet-i Fünûn Dönemi, Türk Edebiyatı Tarihi içerisinde sanatkârane bir duyuş tarzının merkeze alınarak edebî metinlerin meydana getirildiği ve bu eserlerde Batılı tarzda sanat estetiğinin oluşturulmaya çalışıldığı bir dönem olarak dikkat çekmektedir. Sözü edilen gayretin şiir ayağını Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin oluştururken roman ve hikâye tarafını da Halit Ziya Uşaklıgil ile Mehmet Rauf tamamlamaya çalışmıştır. Bu dönemin sanatkârları sadece Avrupaî eğitimle yetişen ilk nesle mensup olmalarıyla değil aynı zamanda dikkatlerini güzel sanat eserlerinde yoğunlaştırmış olmalarıyla da Tanzimat neslinden ayrılmaktadır.

Yazının devamını okumak için tıklayınız...

 


İyilikten Öte Dostluk ya da "Yolculuk" Kolay mı ?

 “İyi”yiz.

Yani iyiyizdir herhâlde...

Kalabalıklar arasında kalan bizler nasıl olduğumuzu, özellikle yalnızlığımızı,

belki de "dost"a olan açlığımızdan dolayı,

fark edebiliyor muyuz ki?

"Dost" tanımının içini dolduran değerler öylesine önemli ve ihtiyaç duyulan değerler ki modern insan, kendine sunulanların değersiz oluşunu bu türden bir “dost”u olmayınca fark edebiliyor ancak.

Fakat böylesi bir dostluğun yokluğunu fark etmek de şu zamanda, yürünmesi gereken yolun sonunda elde edilebilecek bir kazanım gibi sanki.

Önemli olan ise "yolculuğa" çıkmayı göze alabilmekte...

Fakat "dost" meselesinde özellikle benim için durum biraz daha karmaşık gibi.

Durumum biraz da şairin kaleme aldığı şu mısralardaki yola koyulmaya çalışan insanın durumuna benziyor:

Yazının devamını okumak için tıklayınız...


Cahit Külebi'nin Anıt Mezarı Belleklerimize mi Yapılmalı Memleketimize mi...?  

 Uzun süredir Zileli şair merhum Cahit Külebi'nin naşının Ankara'dan Niksar'a taşınmasıyla ilgili çıkan haberler çevresinde ortaya konan tartışmaları ilgiyle takip ediyorum.
 
Benim de doğup büyüdüğüm, havasından ve suyundan istifade ettiğim, her ayrılışımda gönlümün de diğer yarısını bıraktığım memleketimden Cahit Külebi, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Aşık Sadık Doğanay ve daha bir çok sanatkarın yetişmiş olması, toprağımla aramda kurmuş olduğum aidiyeti bir kat daha arttırıyor....

 

Yazının devamını okumak için tıklayınız...


ZİLELİ ÂŞIK SADIK DOĞANAY'IN YİTMEYEN KENDİLİK ÇAĞRISI
YA DA
“VAY DÜNYA DÜNYA YALANSIN DÜNYA”
 I. İnsan yaşamının esas gayesi, kendi karanlıklarını aydınlığa çıkarmak, eksikliklerini tamamlayarak zedelenmişliklerinin ıstırabını azaltmak ve kendini tedavi etmektir. İnsan, bunu başarabilmek için dünyayı, merkezine kendisini koyarak yeniden, “tamam” eder. Carl Gustav Jung, bu duruma “dünyayı tamam-etme eylemi” (Jung 2003: 9) adını verirken, bunu başarabilen insanı da “yeniden doğuş” (Jung 2003: 46–77) arketipi ile açıklar. Bu sürecin yaşanmasında en önemli etken, insanın sahip olduğu “ontolojik” kimliğidir. Jung’un ele almış olduğu “yeniden doğuş” kavramı, insanların çevresinde olan nesnelerle baş edebilmesi için ruhuna kazandırdığı genişliği ve bunun için de geçirdikleri öznel değişim ile içsel dönüşümü ifade etmektedir.

Yazının devamını okumak için tıklayınız...

  ESKİ YUNAN VE LÂTİN’E DÖNÜŞ FİKRİNİN PANORAMASI VE BİR ELEŞTİRİ OLARAK ÖMER SEYFETTİN’İN “BOYKOTAJ DÜŞMANI”

 Özet: Yahya Kemal Beyatlı ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu tarafından başlatılan ve başta Ömer Seyfettin olmak üzere Celâl Sahir, Süleyman Nazif gibi sanatkârlar tarafından tenkit edilen Nev-Yunânîlik akımı, diğer bir ifadeyle Eski Yunan ve Lâtin’e duyulan ilgi, edebiyatımıza farklı fikir ve anlayışların gelmesi bakımından önem arz etmektedir. Devrin aydınlarının beslendiği kaynakları anlayabilmemize de imkân veren bu hareket, Cumhuriyetten sonra da birçok yazar ve şairin ilgi alanı olmaya devam etmiştir. Bu makalede, sözü edilen Eski Yunan ve Lâtin’e dönüş fikrinin genel hatlarıyla hususiyetleri ve Yahya Kemal ile Yakup Kadri merkezli ortaya çıkışı üzerinde durulmakta; esas olarak da “Boykotaj Düşmanı” adlı hikâyesinden hareketle Ömer Seyfettin’in bu edebî harekete yönelik eleştirileri işaret edilmeye çalışılmaktadır.  

Yazının devamını okumak için tıklayınız...


“Varlığımız Dilimizdir Dilimiz Evimiz ya da Sanal Dünyadan Evimize Sızanlar"

 İnsan, sahici olan ile sanal olanı, öze ilişkin olan ile “mış gibi” olanı ayırt edemez bir hâlde, var olduğunu düşünmeden ve varlıkta olanlara yönelik algı düzeyini elinden kaçırarak, “yaşamak”  ile “yaşayıp gitmek” ayrımında hep ikinci tarafta kaldı.

Sanal dünyanın sınırlarının alabildiğine genişlemesiyle varlığımızdilimiz de zaman zaman içerisinde yer aldığı “ev”den çıkıp dolaşabileceği, nefes alıp tıkanmışlığını azaltabileceği bir “arka bahçe” kazanmış oldu. Özellikle bilincin herhangi bir forma kayıtlı kalmadan, kendine “genel ağ”ın sayfalarında ifade alanı bulması, dilimizle birlikte ruhumuza da yeni imkân alanları tanıdı.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız...


İKİNCİ YENİ VE MODERN TÜRK ŞİİRİ ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ

 "İçimdekinin ve benle beraber olanın, belki de hiçbir zaman dile gelip söze dökülemeyecek olanın elbette yirmidokuz harfle açığa çıkarılması benim açımdan mümkün değil. Ben her zaman otuzuncu harfimi arıyorum aslında. Kimi zaman gecenin bir karanlığında, kimi zaman çok neşeli kalabalıklar içinde. Kimi zaman unutulmuşluğun sınırında, kimi zaman çoşkunluğun burcunda. Arıyorum...

Ve bulunsun istemiyorum. Onu bulduğumda diğer yirmidokuzu gibi sıradanlaşacağından, eskiyip anlamsızlaşacağından korkuyorum. Belki bu aramakla diri kalınacağına olan inanç ayakta tutuyor beni.

Hep olsun istiyorum bir otuzuncu harfim. Kaçacağım, sığınacağım, korkacağım bir otuzuncuharf…" 

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayınız...


"...Gerçekleşen kehanet ya da bir ek"

 Makalemin sonuç kısmı üzerine düşünürken bilgisayar ekranıma Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde hunharca katledilen 6’sı çocuk 16’sı kadın 44 tane insanın ölüm haberi geldi. Kadınlardan 3’ü ise hamileydi. Hayatlarının en mutlu gününü kutlamak için düğün evinde bir araya gelen ve aynı soyadını taşıyan 44 insanın üzerine, (aslında 47 can) yine aynı soyadını taşıyan akrabaları tarafından otomatik silahlarla ölüm kusulmuştu. Bu vahşetin anlamı ve böyle bir ölümü 47 insana reva gören zihniyet üzerine düşündüm. Hiçbir geçer yanı, insanlıkla, varoluşumuzun yapısıyla örtüşen hiçbir tarafı yoktu. Maalesef asırlar öncesinden mesajını bizlere ulaştırmaya çalışan Kassandra’nın kehaneti yine tutmuş; insanlığın atalarından tevarüs ettiği “kötülük” yine galip gelmişti.

Aynen Aytmatov’un eserindeki “ceset tuzaklar”ı oluşturarak parçalanan masum çocukların bedenleri üzerinden şehvanî zevk duyanlar gibi, hemen yanımızda ve aynı zaman dilimini paylaştığımız insanlar da 1 yaşındaki bebeğin kalbine kurşun sıkarak kinlerini, nefretlerini dindirmiş, tatmin olmuşlardı. Hamile kadınların karnındaki bebekler henüz embriyo aşamasındayken Aytmatov’un eserindeki gibi annelerine işaret göndermişler miydi bilemiyoruz fakat bu seferki kötülük, bir edebî eserin kurmaca boyutunda değil daha evvelki vahşetler gibi gerçek zamanda ve yeryüzünde meydana gelmişti. Ve ben bir kez daha sanatkârların, mitolojinin, sanat eserlerinin gücüne ve varlık şartlarımız üzerine düşünme mecburiyetine inandım ama insandan da her zamankinden daha fazla korktum. Artık sözün bittiği, kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerdeyim..."

KASSANDRA DAMGASI'NIN EKSİLTİLEN MESAJI:
TEVARÜS EDİLEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN:
"UZAY RAHİBİ FİLOFEY"


adlı makaleden...
"Cengiz Aytmatov Kitabı", Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 2009, s.317-329.


"AYRAÇ" YAZILARI: BEN'DEN BEN'E...

 * Edebî Bir Metin Olarak "Dalaksız Nikola"nın Gerçekliği , S. 9 / Nisan 2010.

* Toplumdan Romana Bir Dönüşümün Hikâyesi: Şerif Mardin’in “Türk Modernleşmesi” , S. 7 / Nisan 2010.

 * "'Yüreğinde İnsanlıktan Bir İz Taşıyan Şair:' Kent'te Direnen Bir Bilinç Olarak Sezai Karakoç Şiiri", S. 4 / Aralık 2009.

 * "İnsanî Bir Mücadelenin Belgesi:Mektuplar ve Soruşturmalar Işığında 'Halkın Dostları' Dergisi", S. 3 / Kasım 2009.

 * "Sabahattin Ali'nin 'Bütün Öyküleri'nden Bir 'Ses' Ya Da 'Ses Esnaflarının' Duyamadığı Çığlık!...", S. 2 / Eylül-Ekim 2009.


"YAVUZ BÜLENT BAKİLER İLE HAYATI, ŞİİRLERİ VE KÜLTÜR COĞRAFYAMIZ ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ"

 Türk Yurdu Dergisi, 2009 Kasım Sayısında...

"8 Mayıs 1999 Cumartesi günü Yavuz Bülent BAKİLER’le İstanbul’da yaşadığı evinde çok sıcak bir söyleşimiz olmuştu. O tarihte Fırat Üniversitesi’nin, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü son sınıf öğrencisi olarak Türkoloji’nin gönlümüzde estirdiği rüzgârlara kapılıp gidiyor; Bakiler’in şiirleriyle soluklanmak için Elâzığ’dan kalkıp İstanbul’a geliyorduk.

Bu topraklardan belleklerine ve yüreklerine sinen kodlarla şiir yazıp söyleyen şairleri, onlar hayattayken tanımak ve seslerine kulak vermek o dönemlerde çok daha anlamlıydı. Şimdilerde ise bilgisayarın soğuk camının arkasındaki derme-çatma sanal sözlüklerde aranıyor hakikatler. Aslı varken sanal olanın yıpratıcılığına ve anlamdan yoksun kılınışına kapılmadan, söyleşimizi kişisel arşivimizde saklamaya gönlümüz daha fazla el vermedi.

Üzerinden yıllar geçse de tazeliğini muhafaza eden ve aynı gerçekliğe işaret eden şairin ifadelerini sizlerle paylaşıyor; yaşayan bir kültür insanı olarak Yavuz Bülent BAKİLER’in etraflı bir biçimde tanınmasını ümit ediyoruz...."


"Hayat-İnsan-Şiir: İsmet Özel ve Şiiri" Konulu Konferans...

 Türkiye’nin en sıra dışı şairlerinden biri İsmet Özel. Edebiyat dünyasının en yaratıcı ve en ilginç isimlerinden biri olduğu şüphe götürmez. Bu usta şairle ilgili bir kitap yazan Yard. Doç. Dr. İbrahim Tüzer, İsmet Özel’i anlattı.

İsmet Özel’in ilk şiirinin Kastamonu’da eğitim gördüğü ilkokulun gazetesinde yayınladığını anlatan Tüzer, daha sonra usta şairin gençlik dönemindeki şiirlerine ve üslübuna değindi. İsmet Özel’in zaman zaman modern Türk şiirinin temsilcisi sayılan ve Turgut Uyar, Edip Cansever ve Sezai Karakoç gibi isimlerin temsil İkinci Yeni’yi eleştirdiğini ancak daha sonra bu akımla yakınlaştığını kabul ettiğini dile getiren Tüzer, daha sonra İsmet Özel’in Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları adlı edebiyat dergisini çıkardığını belirtti.

 


Yorgunluk Bitti Fakat İçimdeki “Yolculuk” Devam Ediyor…

  "Mardin'den Midyat'a, Batman'dan Hasankeyf'e, Şırnak'tan Uludere'ye uzanan kısa fakat dolu dolu geçen bir seyahatim oldu. Memleketimin her tarafının kendine has ayrı bir güzelliği olduğunu bir kez daha görmüş oldum... Bir yanımda Cudi, diğer yanımda Gabar Dağı uzanırken ve bu geçit vermeyen koca dağların birleştiği “Kasrık Geçidi” sadece Cizre’yi Şırnak’a değil gönüllerin de birbirine bağlanması için iyice alçalmış ve daralmışken ben de ben’imdeki tüm yüklerimden sıyrılmak ve hafiflemek istedim..."

Yazının devamını okumak için tıklayınız...

Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam13
Toplam Ziyaret8447
 
HABERİNİZ OLSUN
  **** YENİ FORUM KONULARI **** YAZI ATÖLYESİ'NDE

AKADEMİSYEN DOSTLARIMIN VE HOCALARIMIN MAKALELERİ...

22 AĞUSTOS 2009 TARİHİNDEN İTİBAREN...

 

 
 
 MUHATABINA HİSSELİK
* * *

"Eğer hala şevkle yazıp yaratıyorsam, içimde büyük bir öfke olmasındandır."

Gunter Grass

* * *

 "Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum"

Cesare Pavese

* * *

Ey hatırasıyla kaldığım yâr; Artık aramızda bir cihan var; Sen gökte safâ güzin-i didâr; Ben yerde azâb içinde bîzâr

Mehmed Akif

* * *

Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur, başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi...

Orhan Veli Kanık

* * *

"İçime çektiğim hava değil gökyüzüdür"

Ülkü Tamer

* * *

"Bundan sonra söyleyeceğim her şeyin, ben bile olsam, kimsenin incinmesine aldırmaksızın, her açıdan hakikate bağlı kalmasını istiyorum."

Ludwig van Beethoven

* * *

"Çok kolay; yalnız içinizden gelsin yeter!"

Goethe

* * *

"Tekrarlıyorum: Sanat bir yakarma, bir dua biçimidir ve insan yalnızca duasıyla yaşar."

Andrei Tarkovsky

* * *

"Vakti var ederek yaşayacağım."

Fazıl Hüsnü Dağlarca

* * *

"En iyiye ulaşmak için değiştireceğim kendimi. Tüm umudum bundadır."

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

* * *

"Yazamasam da duyarak yaşayacağım."

Turgut Uyar

* * *

"İnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise; o insan artık kaybolmuştur."

İsmet Özel

* * *

Ne kadar sık ve uzun düşündüysem, şu iki şey hep yeni ve artan bir hayranlık ve huşuyla doldurdu ruhumu: 'Üstümdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası.' Yukarıda ve içimde bir Tanrı olduğunun kanıtı bunlar.

Immanuel Kant

* * *

"Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil armutları olgunlaştırır."

Peyami Safa

* * *

"Kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların,
Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını ben hasretlerin"

Nazım Hikmet Ran

* * *

"Ya artık bir kere daha duyamazsam kendimi..."

Cahit Zarifoğlu

* * *

"Felaketim şu ki, ben zaman zaman kendimi bulan adamım"

Ahmet Hamdi Tanpınar

* * *

"Hep denedin, hep yenildin, olsun yine dene yine yenil; daha iyi dene daha iyi yenil"

Samuel Beckett

* * *

"Kendisinin 'kendi' olduğunu anladığında kişi 'kendi-siz' olur...    Bu en büyük sırdır."
Upanisad
* * *
 "Mal mülk edinmekten, şan ve şöhreti önemsemekten utanmıyorsunuz ama ruhunuzla ilgilenmekten kaçınıyorsunuz"
Sokrates 
* * *
Yalnızca "İnsan"lar Ölür, Diğerleri Sadece Telef Olur.
Martin Heidegger
* * *
I Have So Much Love But I Don't Know Where To Put It
Magnolia   
* * *  

 
 
  ANASAYFA   İBRAHİM TÜZER KİM?   YAZI ATÖLYESİ   AKADEMİK KATKI   FOTOĞRAFLAR   BİR İZ BIRAK !   İRTİBAT
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım