Oğuz ATAY’ın “Korkuyu Beklerken” isimli kitabına adı veren hikâyede, yukarıda kısaca ifade edilmeye çalışılan “sarsıntı/değişim” söz konusudur. Kahramanımız “ölüm”den duymuş olduğu “korku” sayesinde kendi “ev”ini/evrenini keşfeder ve Ortega Gasset’in ifadesiyle ruhunun dış alanlarından merkeze doğru bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk sırasında farkına varılan ilk şey yaşanılan “ev”dir. Fakat bir müddet sonra kahraman bu evdeki “çatlağı” fark eder ve bu sefer de “ev”inin/“evren”in yıkılmasından, “cam testisinin çatlamasından” korkmaya başlar. Kahramanımız Kierkegaard’ın belirttiği gibi, “hiçbir şey korkusu”nu “bir şeyden duyulan korku” haline dönüştürmeye çalışır.
Servet-i Fünûn Dönemi, Türk Edebiyatı Tarihi içerisinde sanatkârane bir duyuş tarzının merkeze alınarak edebî metinlerin meydana getirildiği ve bu eserlerde Batılı tarzda sanat estetiğinin oluşturulmaya çalışıldığı bir dönem olarak dikkat çekmektedir. Sözü edilen gayretin şiir ayağını Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin oluştururken roman ve hikâye tarafını da Halit Ziya Uşaklıgil ile Mehmet Rauf tamamlamaya çalışmıştır. Bu dönemin sanatkârları sadece Avrupaî eğitimle yetişen ilk nesle mensup olmalarıyla değil aynı zamanda dikkatlerini güzel sanat eserlerinde yoğunlaştırmış olmalarıyla da Tanzimat neslinden ayrılmaktadır.
“İyi”yiz.
Yani iyiyizdir herhâlde...
Kalabalıklar arasında kalan bizler nasıl olduğumuzu, özellikle yalnızlığımızı,
belki de "dost"a olan açlığımızdan dolayı,
fark edebiliyor muyuz ki?
"Dost" tanımının içini dolduran değerler öylesine önemli ve ihtiyaç duyulan değerler ki modern insan, kendine sunulanların değersiz oluşunu bu türden bir “dost”u olmayınca fark edebiliyor ancak.
Fakat böylesi bir dostluğun yokluğunu fark etmek de şu zamanda, yürünmesi gereken yolun sonunda elde edilebilecek bir kazanım gibi sanki.
Önemli olan ise "yolculuğa" çıkmayı göze alabilmekte...
Fakat "dost" meselesinde özellikle benim için durum biraz daha karmaşık gibi.
Durumum biraz da şairin kaleme aldığı şu mısralardaki yola koyulmaya çalışan insanın durumuna benziyor:
Yazının devamını okumak için tıklayınız...
Cahit Külebi'nin Anıt Mezarı Belleklerimize mi Yapılmalı Memleketimize mi...?
Uzun süredir Zileli şair merhum Cahit Külebi'nin naşının Ankara'dan Niksar'a taşınmasıyla ilgili çıkan haberler çevresinde ortaya konan tartışmaları ilgiyle takip ediyorum.
Benim de doğup büyüdüğüm, havasından ve suyundan istifade ettiğim, her ayrılışımda gönlümün de diğer yarısını bıraktığım memleketimden Cahit Külebi, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Aşık Sadık Doğanay ve daha bir çok sanatkarın yetişmiş olması, toprağımla aramda kurmuş olduğum aidiyeti bir kat daha arttırıyor....
Yazının devamını okumak için tıklayınız...
ZİLELİ ÂŞIK SADIK DOĞANAY'IN YİTMEYEN KENDİLİK ÇAĞRISI
YA DA
“VAY DÜNYA DÜNYA YALANSIN DÜNYA”
I. İnsan yaşamının esas gayesi, kendi karanlıklarını aydınlığa çıkarmak, eksikliklerini tamamlayarak zedelenmişliklerinin ıstırabını azaltmak ve kendini tedavi etmektir. İnsan, bunu başarabilmek için dünyayı, merkezine kendisini koyarak yeniden, “tamam” eder. Carl Gustav Jung, bu duruma “dünyayı tamam-etme eylemi” (Jung 2003: 9) adını verirken, bunu başarabilen insanı da “yeniden doğuş” (Jung 2003: 46–77) arketipi ile açıklar. Bu sürecin yaşanmasında en önemli etken, insanın sahip olduğu “ontolojik” kimliğidir. Jung’un ele almış olduğu “yeniden doğuş” kavramı, insanların çevresinde olan nesnelerle baş edebilmesi için ruhuna kazandırdığı genişliği ve bunun için de geçirdikleri öznel değişim ile içsel dönüşümü ifade etmektedir.
Yazının devamını okumak için tıklayınız...
ESKİ YUNAN VE LÂTİN’E DÖNÜŞ FİKRİNİN PANORAMASI VE BİR ELEŞTİRİ OLARAK ÖMER SEYFETTİN’İN “BOYKOTAJ DÜŞMANI”
Özet: Yahya Kemal Beyatlı ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu tarafından başlatılan ve başta Ömer Seyfettin olmak üzere Celâl Sahir, Süleyman Nazif gibi sanatkârlar tarafından tenkit edilen Nev-Yunânîlik akımı, diğer bir ifadeyle Eski Yunan ve Lâtin’e duyulan ilgi, edebiyatımıza farklı fikir ve anlayışların gelmesi bakımından önem arz etmektedir. Devrin aydınlarının beslendiği kaynakları anlayabilmemize de imkân veren bu hareket, Cumhuriyetten sonra da birçok yazar ve şairin ilgi alanı olmaya devam etmiştir. Bu makalede, sözü edilen Eski Yunan ve Lâtin’e dönüş fikrinin genel hatlarıyla hususiyetleri ve Yahya Kemal ile Yakup Kadri merkezli ortaya çıkışı üzerinde durulmakta; esas olarak da “Boykotaj Düşmanı” adlı hikâyesinden hareketle Ömer Seyfettin’in bu edebî harekete yönelik eleştirileri işaret edilmeye çalışılmaktadır.
Yazının devamını okumak için tıklayınız...
“Varlığımız Dilimizdir Dilimiz Evimiz ya da Sanal Dünyadan Evimize Sızanlar"
İnsan, sahici olan ile sanal olanı, öze ilişkin olan ile “mış gibi” olanı ayırt edemez bir hâlde, var olduğunu düşünmeden ve varlıkta olanlara yönelik algı düzeyini elinden kaçırarak, “yaşamak” ile “yaşayıp gitmek” ayrımında hep ikinci tarafta kaldı.
Sanal dünyanın sınırlarının alabildiğine genişlemesiyle varlığımızdilimiz de zaman zaman içerisinde yer aldığı “ev”den çıkıp dolaşabileceği, nefes alıp tıkanmışlığını azaltabileceği bir “arka bahçe” kazanmış oldu. Özellikle bilincin herhangi bir forma kayıtlı kalmadan, kendine “genel ağ”ın sayfalarında ifade alanı bulması, dilimizle birlikte ruhumuza da yeni imkân alanları tanıdı.
Yazının tamamını okumak için tıklayınız...
İKİNCİ YENİ VE MODERN TÜRK ŞİİRİ ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ
"İçimdekinin ve benle beraber olanın, belki de hiçbir zaman dile gelip söze dökülemeyecek olanın elbette yirmidokuz harfle açığa çıkarılması benim açımdan mümkün değil. Ben her zaman otuzuncu harfimi arıyorum aslında. Kimi zaman gecenin bir karanlığında, kimi zaman çok neşeli kalabalıklar içinde. Kimi zaman unutulmuşluğun sınırında, kimi zaman çoşkunluğun burcunda. Arıyorum...
Ve bulunsun istemiyorum. Onu bulduğumda diğer yirmidokuzu gibi sıradanlaşacağından, eskiyip anlamsızlaşacağından korkuyorum. Belki bu aramakla diri kalınacağına olan inanç ayakta tutuyor beni.
Hep olsun istiyorum bir otuzuncu harfim. Kaçacağım, sığınacağım, korkacağım bir otuzuncuharf…"
Söyleşinin tamamını okumak için tıklayınız...
"...Gerçekleşen kehanet ya da bir ek"
Makalemin sonuç kısmı üzerine düşünürken bilgisayar ekranıma Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde hunharca katledilen 6’sı çocuk 16’sı kadın 44 tane insanın ölüm haberi geldi. Kadınlardan 3’ü ise hamileydi. Hayatlarının en mutlu gününü kutlamak için düğün evinde bir araya gelen ve aynı soyadını taşıyan 44 insanın üzerine, (aslında 47 can) yine aynı soyadını taşıyan akrabaları tarafından otomatik silahlarla ölüm kusulmuştu. Bu vahşetin anlamı ve böyle bir ölümü 47 insana reva gören zihniyet üzerine düşündüm. Hiçbir geçer yanı, insanlıkla, varoluşumuzun yapısıyla örtüşen hiçbir tarafı yoktu. Maalesef asırlar öncesinden mesajını bizlere ulaştırmaya çalışan Kassandra’nın kehaneti yine tutmuş; insanlığın atalarından tevarüs ettiği “kötülük” yine galip gelmişti.
Aynen Aytmatov’un eserindeki “ceset tuzaklar”ı oluşturarak parçalanan masum çocukların bedenleri üzerinden şehvanî zevk duyanlar gibi, hemen yanımızda ve aynı zaman dilimini paylaştığımız insanlar da 1 yaşındaki bebeğin kalbine kurşun sıkarak kinlerini, nefretlerini dindirmiş, tatmin olmuşlardı. Hamile kadınların karnındaki bebekler henüz embriyo aşamasındayken Aytmatov’un eserindeki gibi annelerine işaret göndermişler miydi bilemiyoruz fakat bu seferki kötülük, bir edebî eserin kurmaca boyutunda değil daha evvelki vahşetler gibi gerçek zamanda ve yeryüzünde meydana gelmişti. Ve ben bir kez daha sanatkârların, mitolojinin, sanat eserlerinin gücüne ve varlık şartlarımız üzerine düşünme mecburiyetine inandım ama insandan da her zamankinden daha fazla korktum. Artık sözün bittiği, kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerdeyim..."
KASSANDRA DAMGASI'NIN EKSİLTİLEN MESAJI:
TEVARÜS EDİLEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN:
"UZAY RAHİBİ FİLOFEY"
adlı makaleden...
"Cengiz Aytmatov Kitabı", Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 2009, s.317-329.

"AYRAÇ" YAZILARI: BEN'DEN BEN'E...
* Edebî Bir Metin Olarak "Dalaksız Nikola"nın Gerçekliği , S. 9 / Nisan 2010.
* Toplumdan Romana Bir Dönüşümün Hikâyesi: Şerif Mardin’in “Türk Modernleşmesi” , S. 7 / Nisan 2010.
* "'Yüreğinde İnsanlıktan Bir İz Taşıyan Şair:' Kent'te Direnen Bir Bilinç Olarak Sezai Karakoç Şiiri", S. 4 / Aralık 2009.
* "İnsanî Bir Mücadelenin Belgesi:Mektuplar ve Soruşturmalar Işığında 'Halkın Dostları' Dergisi", S. 3 / Kasım 2009.
* "Sabahattin Ali'nin 'Bütün Öyküleri'nden Bir 'Ses' Ya Da 'Ses Esnaflarının' Duyamadığı Çığlık!...", S. 2 / Eylül-Ekim 2009.
"YAVUZ BÜLENT BAKİLER İLE HAYATI, ŞİİRLERİ VE KÜLTÜR COĞRAFYAMIZ ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ"
Türk Yurdu Dergisi, 2009 Kasım Sayısında...
"8 Mayıs 1999 Cumartesi günü Yavuz Bülent BAKİLER’le İstanbul’da yaşadığı evinde çok sıcak bir söyleşimiz olmuştu. O tarihte Fırat Üniversitesi’nin, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü son sınıf öğrencisi olarak Türkoloji’nin gönlümüzde estirdiği rüzgârlara kapılıp gidiyor; Bakiler’in şiirleriyle soluklanmak için Elâzığ’dan kalkıp İstanbul’a geliyorduk.
Bu topraklardan belleklerine ve yüreklerine sinen kodlarla şiir yazıp söyleyen şairleri, onlar hayattayken tanımak ve seslerine kulak vermek o dönemlerde çok daha anlamlıydı. Şimdilerde ise bilgisayarın soğuk camının arkasındaki derme-çatma sanal sözlüklerde aranıyor hakikatler. Aslı varken sanal olanın yıpratıcılığına ve anlamdan yoksun kılınışına kapılmadan, söyleşimizi kişisel arşivimizde saklamaya gönlümüz daha fazla el vermedi.
Üzerinden yıllar geçse de tazeliğini muhafaza eden ve aynı gerçekliğe işaret eden şairin ifadelerini sizlerle paylaşıyor; yaşayan bir kültür insanı olarak Yavuz Bülent BAKİLER’in etraflı bir biçimde tanınmasını ümit ediyoruz...."
"Hayat-İnsan-Şiir: İsmet Özel ve Şiiri" Konulu Konferans...
Türkiye’nin en sıra dışı şairlerinden biri İsmet Özel. Edebiyat dünyasının en yaratıcı ve en ilginç isimlerinden biri olduğu şüphe götürmez. Bu usta şairle ilgili bir kitap yazan Yard. Doç. Dr. İbrahim Tüzer, İsmet Özel’i anlattı.
İsmet Özel’in ilk şiirinin Kastamonu’da eğitim gördüğü ilkokulun gazetesinde yayınladığını anlatan Tüzer, daha sonra usta şairin gençlik dönemindeki şiirlerine ve üslübuna değindi. İsmet Özel’in zaman zaman modern Türk şiirinin temsilcisi sayılan ve Turgut Uyar, Edip Cansever ve Sezai Karakoç gibi isimlerin temsil İkinci Yeni’yi eleştirdiğini ancak daha sonra bu akımla yakınlaştığını kabul ettiğini dile getiren Tüzer, daha sonra İsmet Özel’in Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları adlı edebiyat dergisini çıkardığını belirtti.
Yorgunluk Bitti Fakat İçimdeki “Yolculuk” Devam Ediyor…
"Mardin'den Midyat'a, Batman'dan Hasankeyf'e, Şırnak'tan Uludere'ye uzanan kısa fakat dolu dolu geçen bir seyahatim oldu. Memleketimin her tarafının kendine has ayrı bir güzelliği olduğunu bir kez daha görmüş oldum... Bir yanımda Cudi, diğer yanımda Gabar Dağı uzanırken ve bu geçit vermeyen koca dağların birleştiği “Kasrık Geçidi” sadece Cizre’yi Şırnak’a değil gönüllerin de birbirine bağlanması için iyice alçalmış ve daralmışken ben de ben’imdeki tüm yüklerimden sıyrılmak ve hafiflemek istedim..."
Yazının devamını okumak için tıklayınız...