ANASAYFA İBRAHİM TÜZER KİM? YAZI ATÖLYESİ AKADEMİK KATKI FOTOĞRAFLAR BİR İZ BIRAK ! İRTİBAT
Üyelik Girişi
AKADEMİK YAYINLAR
 
 KİTAPLAR / BÖLÜMLER
 MAKALELER
 SEMPOZYUM / KONGRE
 PANEL / KONFERANS
 SEMİNERLER
 SÖYLEŞİLER
 ŞAİRLERLE BAŞ BAŞA
 ATIFLAR
 --- KİŞİSEL GÜNLÜK ---
 ŞİİR
 DENE/ME
 MEKTUP
 BEYAZ PERDE
 FOTOĞRAFLIYORUM
 MÜZİK
 ALINTI
BAĞLANTILARIM
 
 Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
 www.yeniturkedebiyati.com
Site Haritası

 
 

 
 

 
 
...Şairin bu dönemde yazdığı şiirlerinde kullanmış olduğu terminoloji, şiire yüzeysel olarak yaklaşıp onu kelimelerin sözlük anlamlarıyla okumaya çalışanlar için de anlamlandırmaya müsaittir. Fakat Özel’in bu şiirlerini ideolojik bir takım yönsemelerin ışığında okuyanlar her şeyden önce şiiri zaafa uğratmış olmaktadırlar. Radikal imajlarla örülü olan Özel’in bu dönemdeki şiirleri, dünyada bulunuşunu karşılaştığı metinlerle onaylama eğilimde olanlardan ziyade bir rahatsızlık/“farkındalık” dolayısıyla konumunu sorgulama ihtiyacı içinde olanlara yönelik olarak belirmektedir.
15.05.2012
... İnsan-Hayat-Anlam / Sanatkâr-Sanat Eseri-Anlamlandırma... geçişliliğini göz önünde bulundurarak buraya kadar işaret etmeye çalıştığımız hususiyetlerinden hareketle; - * İnsanın çıkmazı / trajedisi sadece “modern dönem”lere mi aittir…?? / Ya da insan sadece “modern dönem”lerde mi çıkmaza girer…?? - * Türk Edebiyatı’nın başlangıcından “modern dönem”lere kadar meydana getirilmiş olan sanat eserlerinde “insan” varlık alanlarıyla yer almaz mı…?? ...
11.05.2012
Mustafa Kutlu / Ya Tahammül Ya Sefer… Mustafa Kutlu’nun 1983 yılında yayımladığı “Ya Tahammül Ya Sefer” adlı hikâyesi de “herkes”lerin buraya kadar dikkat çekmeye çalıştığımız özelliklerinin birçoğunu, anlatının imkânları içerisinde işaret etmesi bakımından dikkat çekicidir. İdealleri, davaları, meseleleri ve vazgeçemeyecekleri mukaddesatları olan birtakım gençlerin kurdukları dernekte fedakârca çalışıp çıkardıkları dergilerle gelecek adına umut ortaya koyarken iş’in, eş’in, makam’ın siyaset’in ve para’nın karşısında nasıl birer birer çözüldükleri metaforik bir dille çok güzel ironize edilmektedir...
28.04.2012
"(...) Sırra matuf olabilmek ise biraz da ruhun sesini işitebilmeye bağlıdır. Bu sese kulak veren sanatkâr, sahip olduğu yaratıcı muhayyilesiyle yaşadığı toprakların da içinde bulunduğu toplumun da sesi ve soluğu olur. Sanatkârları, bedenleri toprak altına girse bile, ölümsüz kılan da budur. Nitekim onlar ruhlarına kazandırdıkları ölümsüzlükle aramızda dolaşmaya devam ederler. Tıpkı bu toprakların öz-bilinçli evladı olan Mustafa Necati Sepetçioğlu gibi…"
22.04.2012
...Her insan hayattaki tüm eylemini kendisi için yapar. Buna kitap okumak ve yazmak da dâhildir. Esas olan kendi insanîliğimizle yüzleşmek ve eksikliklerimizin farkına varabilmek adına ortaya koyduğumuz gayretlerdir. Ahmet Mithat Efendi de sadece sahip oldukları toprakların değil, asırların birikimine ev sahipliği yapan bir medeniyetin de dağılmakta olduğuna şahitlik ederken, tehdit altında gördüğü arlığını/insanîliğini sanatkâr muhayyilesiyle güvenli bir alanda/kimlikte var kılabilmek için çaba sarf etmiştir. Her şeyden evvel kendisi için ortaya konulmuş olan bu gayret, modern dünyanın inşa edildiği bir zaman diliminde kendilerine has değerleri yitirmeden "yenileşebilmek" adına bütün bir topluma yayılmaya çalışılmıştır...
30.03.2012
"Mehmet Akif Ersoy'un Şiirlerinde Ümide Açılan Kapı: Varlık Sancısı" "(...) Mehmet Akif Ersoy da yukarıda işaret etmeye çalıştığımız sanatkâr muhayyilesine ve duyarlılığına sahip olan, varlığının dünya içerisinde nasıl konumlanacağına dair endişe taşıyan bir insandır. İçerisine doğmuş olduğu dünyada, sadece milletinin sıkıntılarını fark etmekle kalmamış kendi beni'ni bütünüyle huzursuzluğa sevk eden karanlık noktaları, çıkmazları ve zedelenmişlikleri bir bir netleştirerek aydınlığa kavuşturmak istemiştir. Şairin bu gayreti, kalbiyle aklının bir bütün olarak hareket etmesine meydan vermiş ve Akif kendi gerçekliğini, diğer bir ifadeyle biyografisini yaşarken akıl ve kalp uyumsuzluğunun varacağı yitim alanlarından da uzak durmuştur..."
13.03.2012
Yıllar evvel, yurt dışında öğretmenlik yapan dayımdan gelecek mektubu özlemle bekler, "hasret" elime ulaştığında yatılı okulun çıplak koridorlarında kapıların arkasına değil, mektubun sımsıcak sayfalarına sığınarak okurdum. Dayım her seferinde 'sen de yaz' derdi. Ben cevap yazacak cesareti bulabilmek için mektubu defalarca okur, yazar, fakat gönderemezdim. Kısa süre sonra yazmamın da anlamı kalmadı. 33 yaşında olan dayımın mektubuyla birlikte sesi de kesildi. Bu sefer ben, yurt dışından sımsıcak sayfalar yerine gelen dayımın cansız bedenine sarılmak istedim. Henüz 12 yaşında mektupla çok içerden ve samimi başlayan ilişkimiz böylelikle sona ermiş oldu. Ta ki oğlum İsmail Demircan dünyaya gelip de 4 yaşında bana bir mektup yazana kadar...
11.01.2012
"İnsan ruhu ancak içtenlik mekânlarında kendini açar, derin değişim ve dönüşümler ancak içtenlik ortamlarında kapımızı çalar. Mektup, bir tür iç çekiştir; iç konuşmadır; çoğu zaman mektubu başkalarına değil kendimize yazarız. Bu bakımdan mektupları, bireysel varlığımızın açıldığı içtenlik mekânları olarak tanımlayabiliriz; orada olduğumuz gibiyizdir; samimi, içten, sıradan ama kendimiz… Mektupları yazan kadar onu alanların da aynı varlık alanlarını paylaştığını, dolayısı ile karşılıklı bir oluş serüvenine çıktıklarını görürüz. Ama bu oluş serüveni, devam etmesini büyük bir iştiyakla arzu ettiğimiz bir süreçtir..."
11.01.2012
Yalçın Küçük, yakın zamanda Çöküş (Mızrak Yayınları, İstanbul 2010) adlı bir kitap yayınladı. Bu kitabında büyük ölçüde Mehmet Âkif hakkında akıl almaz iftiralarda bulunuyor. Bunlar elbette herkesin gülüp geçeceği saçmalıklar; ama meseleyi bilmeyenlerin kafası karışabilir. O yüzden biz Mehmet Âkif ve İstiklal Marşı gerçeğini bu vesileyle bir kez daha aydınlatmak istiyoruz."
25.03.2011
"Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Yeni Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim TÜZER 1 Kasım 2011 Salı günü saat 10.00 ile 11.30 arasında TRT Turizm ve Belgesel Kanalı'nda yayınlanan "Canlı Yayınlar Odası" adlı programa konuk oldu. TRT'nin İzmir stüdyolarında canlı olarak gerçekleştirilen programda İbrahim TÜZER ile "Sanatkârın 'Memleket Algısı' ve Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri" üzerine bir sohbet gerçekleştirildi. Programın kaydı için...
27.10.2011
YILDIZIN İSTANBUL’UN ÜZERİNDE PARLADIĞI AN: STEFAN ZWEİG’IN KALEMİNDEN “BİZANS’IN FETHİ” VE TARİHÎ GERÇEKLİĞİN ANLATIDAKİ GÖRÜNÜŞÜ Anlatımdaki canlılık ya da yıldızın söndürüldüğü an: “Açık unutulan Kerkaporta Kapısı” “…İstanbul’un fethi gibi sadece tarihin değil insanlığın da seyrini etkileyen bir olayı edebî metnin kurmaca alanında yeniden üreten Stefan Zweig, eserinin önsözünde “tarihsel olayları anlatırken, gerçekleri hiçbir biçimde değiştirmedim” (Zweig 1995: 10) demektedir. Fakat yazarın metninde kurguya dönüşen tarihsel gerçeklikle, Bizans ve Türk kaynaklarında İstanbul’un fethine ilişkin yer alan bilgilerde farklılıklar vardır. Yazarın anlatımını orijinal ve canlı tutmak adına tarihî bir vakanın özüne ilişkin yapısını değiştirmeden şahsi ve yaratıcı olabileceğini yukarıda ifade etmiştik. Zweig’ın “Bizans’ın Fethi”ni orijinal ve akıcı anlatımından sonra en nihayetinde surların içerisinde açık unutulan “Kerkaporta Kapısı”na bağlaması tarihî gerçeklikle örtüşmemektedir:
25.03.2011
Atatürk Kültür Merkezi ve Ardahan Üniversitesi işbirliğiyle 25-26 Kasım 2011 tarihlerinde, Ardahan'da, "Edebiyatta Yeni Bir Tür: Küçürek Öykü Sempozyumu" gerçekleştirildi. Türkiye'nin birçok üniversitesinden 30 akademisyenin katıldığı sempozyuma 'Küçürek Öykü' türünün Türk Edebiyatı'ndaki en önemli temsilcilerinden yazar Ferid EDGÜ ve Rasim ÖZDENÖREN de iştirak etti. Sözlerine, sahip olduğu algı seviyesiyle hayatı ve burada olup bitenleri yaratıcı muhayyilesiyle dönüştüren, değiştiren, küçürek öykü yazarının da içerisinde bulunduğu sanatkârların insanlık hâlleri karşısındaki tavırlarına kısaca temas ederek başlayan Tüzer, bu bakış açısından hareket etmenin günümüzden 130 yıl evvel kaleme alınmış ve insanların türlü durumlarda düştükleri gülünç belaları konu alan Ahmet Mithat Efendinin "Beliyat-ı Mudhike" adlı eserinin de anlam alanını genişleteceğine dikkat çekti.
16.11.2011
"Kentten Medeniyete Yit(mey)en 'Yedinci Oğul: Sezai Karakoç'un Şiirlerinde İnsanî Yabancılaşma'" "...İnsana bitişik durumda olan bir takım değerlerin içinin boşaltılarak anlamdan yoksun bırakılması; bu değerlerin yerine sahte, niteliksiz ve sanal olanın konularak sahiciliğin üzerinin örtülmesi aynı zamanda insanî olana da yabancılaşmak demektir. İnsanî olanın ne olduğunu ve sözü edilen yabancılaşmanın hangi boyutlara ulaştığını fark edebilmek varolma bilinciyle hareket eden, bireysel yaşantısı üzerinde kendi hâkimiyetini kuran, ‘düşünme’ ve ‘hissetme’ yetisini sonuna kadar kullanarak ‘anlamlı bir hayatın sahibi’ olan sanatkârların eserlerine bakmakla mümkündür. Sanat eserleri ise, Umberto Eco’nun ifadeleriyle söylersek “farklı açılardan izlendiği ve algılandığı oranda estetik değer kazanmakta, özgünlüğünü zedelemeden pek çok farklı biçimde algılanıp, yorumlanmaya elverişli olmasıyla açık (bir) yapı” ile karşımıza çıkmaktadır (Eco 2001: 10).
25.03.2011
Gölgelerde büyür yalnızlığım… Sarıverir birdenbire kısırlığı zihnimin düşlerimi. Gölgeler uzar, uzar da sonsuza yol alır. Her uzayan tomurcuk bir umuttur dünyamda. Kesilen, biçilen, kırpılan hayallerdir ama bir tomurcuk yeter hepsinin boy atmasına. Çorak zannedilir evvela her şey. Her şey sadece gözlerle görülendir oysa. (...)
15.11.2011
Makalemin sonuç kısmı üzerine düşünürken bilgisayar ekranıma Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde hunharca katledilen 6’sı çocuk 16’sı kadın 44 tane insanın ölüm haberi geldi. Kadınlardan 3’ü ise hamileydi. Hayatlarının en mutlu gününü kutlamak için düğün evinde bir araya gelen ve aynı soyadını taşıyan 44 insanın üzerine, (aslında 47 can) yine aynı soyadını taşıyan akrabaları tarafından otomatik silahlarla ölüm kusulmuştu. Bu vahşetin anlamı ve böyle bir ölümü 47 insana reva gören zihniyet üzerine düşündüm. Hiçbir geçer yanı, insanlıkla, varoluşumuzun yapısıyla örtüşen hiçbir tarafı yoktu. Maalesef asırlar öncesinden mesajını bizlere ulaştırmaya çalışan Kassandra’nın kehaneti yine tutmuş; insanlığın atalarından tevarüs ettiği “kötülük” yine galip gelmişti.
20.03.2011
(...) Sonuç olarak Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Mürebbiye”si, Batılılaşmayı yanlış anlayan insanların düştükleri durumu işaret ederken her ne kadar kurmaca olan bir âlemin içerisinden okura seslense de 2 asrı aşan Modernleşme maceramızın hangi evrelerden geçerek yol almaya çalıştığını işaret etmesi bakımından önemlidir. (...) Sanat eserinin kurmaca dünyasından sıyrılıp kendi gerçekliğimize yöneldiğimizde sorulması gereken soru belki de şudur: Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın 1899 yılının gerçekliği içerisinde bir sanatkâr hassasiyetiyle fark edip edebî eserin sınırlarına taşıdığı ve oradan da estetize edilmiş gerçeklikle bize ulaştırdığı bu telafisi zor durumlar, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen acaba düzelmiş midir?
10.10.2011
 1 

 



Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam4
Toplam Ziyaret29579
 
HABERİNİZ OLSUN
   

 
 
 MUHATABINA HİSSELİK
* * * 

 "Kim demiş can eskimez diye
Bu can tedirgin tende
Can da eskimiş
Ben de..."

Bedri R. Eyüboğlu 

 * * * 

"Bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru"

Sunay Akın

 * * *

"Eğer hala şevkle yazıp yaratıyorsam, içimde büyük bir öfke olmasındandır."

Gunter Grass

* * *

 "Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum"

Cesare Pavese

* * *

Ey hatırasıyla kaldığım yâr; Artık aramızda bir cihan var; Sen gökte safâ güzin-i didâr; Ben yerde azâb içinde bîzâr

Mehmed Akif

* * *

Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur, başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi...

Orhan Veli Kanık

* * *

"İçime çektiğim hava değil gökyüzüdür"

Ülkü Tamer

* * *

"Bundan sonra söyleyeceğim her şeyin, ben bile olsam, kimsenin incinmesine aldırmaksızın, her açıdan hakikate bağlı kalmasını istiyorum."

Ludwig van Beethoven

* * *

"Çok kolay; yalnız içinizden gelsin yeter!"

Goethe

* * *

"Tekrarlıyorum: Sanat bir yakarma, bir dua biçimidir ve insan yalnızca duasıyla yaşar."

Andrei Tarkovsky

* * *

"Vakti var ederek yaşayacağım."

Fazıl Hüsnü Dağlarca

* * *

"En iyiye ulaşmak için değiştireceğim kendimi. Tüm umudum bundadır."

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

* * *

"Yazamasam da duyarak yaşayacağım."

Turgut Uyar

* * *

"İnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise; o insan artık kaybolmuştur."

İsmet Özel

* * *

Ne kadar sık ve uzun düşündüysem, şu iki şey hep yeni ve artan bir hayranlık ve huşuyla doldurdu ruhumu: 'Üstümdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası.' Yukarıda ve içimde bir Tanrı olduğunun kanıtı bunlar.

Immanuel Kant

* * *

"Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil armutları olgunlaştırır."

Peyami Safa

* * *

"Kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların,
Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını ben hasretlerin"

Nazım Hikmet Ran

* * *

"Ya artık bir kere daha duyamazsam kendimi..."

Cahit Zarifoğlu

* * *

"Felaketim şu ki, ben zaman zaman kendimi bulan adamım"

Ahmet Hamdi Tanpınar

* * *

"Hep denedin, hep yenildin, olsun yine dene yine yenil; daha iyi dene daha iyi yenil"

Samuel Beckett

* * *

 

"Kendisinin 'kendi' olduğunu anladığında kişi 'kendi-siz' olur...    Bu en büyük sırdır."

 

Upanisad
 
* * *
 
 "Mal mülk edinmekten, şan ve şöhreti önemsemekten utanmıyorsunuz ama ruhunuzla ilgilenmekten kaçınıyorsunuz"
 
Sokrates 
 
* * *
 
Yalnızca "İnsan"lar Ölür, Diğerleri Sadece Telef Olur.
 
Martin Heidegger
 
* * *
 
I Have So Much Love But I Don't Know Where To Put It
 
Magnolia
  
* * *  

 

 


 
 
  ANASAYFA   İBRAHİM TÜZER KİM?   YAZI ATÖLYESİ   AKADEMİK KATKI   FOTOĞRAFLAR   BİR İZ BIRAK !   İRTİBAT
Web sağlayıcı : slhmedya